Pek Muhterem Hanımefendiler, Beyefendiler,

Bu 2 Asırlık Meselede Son Çözüm Mercii hukuk ne diyor, ona da bakalım:

1.Osmanlı Türk Devleti, göç sırasında (1916) ihmal gösteren, saldırganlarla işbirliği yapan 1397 görevliyi Divan-ı Harp’te yargılayarak 67’si idam, diğerlerini çeşitli ağır cezalara çarptırmıştır. Katliamı planlayan bir devlet, kendi görevlisine böyle bir ceza verebilir mi?

  1. İngiliz Kraliyet Başsavcısının kararı: İngiltere 1919’da “Ermeni katliamı” yaptığı iddiasıyla dönemin bir kısım yöneticisi ile İttihatçıları Malta’ya topladı. Uluslararası bir mahkeme kuruldu, başına da İngiliz Kraliyet Başsavcısı Woods getirildi. Savcı, Osmanlı, İngiltere, ABD, Mısır ve Irak arşivlerini iki yıl araştırdı, sonunda katliam yapıldığını dair herhangi bir delil bulamadığı için 29 Temmuz 1921’de takipsizlik kararı verdi. Bu karar çok önemlidir, çünkü olaylar, şahitler ve belgeler ortada ve Osmanlı yenilmiş iken bu karar verilmiştir. Hukuka saygısı olan hiç kimse buna itiraz etmemelidir. (Ek: 1)
  2. Avrupa Adalet Divanının kararı: Fransa’daki bir Ermeni derneği, “Avrupa Parlamentosu ‘Türkiye soykırım yaptı’ kararı aldığına göre, AB adaylık statüsü dondurulmalıdır.” İddiasıyla dava açtı. Divan 29 Ekim 2004 tarihli kararında; ’’Avrupa Parlamentosu (AP)’nun 1987 yılında aldığı Ermeni Soykırımı ile ilgili kararın siyasi olduğunu, bunun hukuki alanda hiçbir geçerliliği olmadığını’’ hükme bağlamıştır.
  3. Fransız Anayasa Mahkemesinin kararı: Patrick Deveciyan’ın hazırlayıp 2006 yılında Fransız parlamentosunda kabul edilen ve “Ermeni soykırımı yoktur” demeyi suç sayan kanun, Fransa Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiştir. 5. Uluslararası Adalet Divanını tehcirin soykırım sayılamayacağına ilişkin kararı: Uluslararası Adalet Divanı (UAD), Hırvatistan’ın, 1999 yılında Yugoslavya Federal Cumhuriyeti aleyhine açılan davada; “…bir gruba mensup kişileri bulundukları yerden başka bir yere zor kullanarak da olsa, tehcir etmenin soykırım sayılamayacağına” karar vermiştir. 6. AİHM Büyük Mahkemesinin kararı: AİHM Büyük mahkemesi Perinçek-İsviçre davası konusunda verdiği 15.10.2015 tarihli kararda; “1915’te yaşanan Ermeni zorunlu göçünün uluslararası hukuka göre soykırım olarak nitelendirilemeyeceğine” hükmetmiştir.

Yargının bu kararlarına rağmen hala Türklerin suçlanması, en hafif ifadesiyle, hukuka saygısızlıktır.

İki Şahit, İki Medeni Açıklama                                                                                                                                                            Taşnak Komitesinin kurucusu,  Ermenistan Cumhuriyeti’nin ilk Başbakanı  Ovannes Kaçaznuni’nin 1923 yılında Bükreş’te yapılan Taşnak Partisi Kongresine sunduğu raporda ne diyor, bakalım:Türkiye’den ‘denizden denize Ermenistan’ talep etmekteydik… Nihayet var olduğumuz sürece aralıksız olarak Türklerle savaştık. Öldük ve öldürdük… Askerî operasyonlara katıldık. Kandırıldık ve Rusya’ya bağlandık. Tehcir doğruydu ve gerekliydi. Gerçekleri göremedik, olayların sebebi biziz. Türklerin millî mücadelesi haklıydı. Barışı reddetmemiz ve silahlanmamız büyük bir hataydı. Sevr Antlaşması gözümüzü kör etmişti. İsyanımızın temelinde ‘Büyük Ermenistan hayali vardı…‘Türkiye Ermenistan’ı’ diye bir devletin, hayalden öte olmadığı gerçeğini göremedik. İsyanımızın temelinde İtilaf devletlerinin bize vaat ettiği Ermenistan hayali vardı, gerçeği göremedik.”

İstanbul Kandilli Kilisesi Vakfı Başkanı Dikran Kevorkyan diyor ki: 1. Dünya Savaşı’nda bir yandan, İngiliz, Alman ve Fransızların, öte yandan Rusların Ermenileri piyon olarak kullandılar. Emperyalistlerin oyunları, Ermeni idarecilerin apolitik düş öncüleri (medya, kiliseler, din adamları) bütün bu olaylara sebep olmuştur… Emperyalist güçler, ASALA ve PKK’nın arkasında olmasaydı onlar ne yapabilirlerdi?… Bugün dünya üzerindeki Ermenilerin en rahatlıkla, en güçlü şekilde kendi kimliklerini muhafaza ettikleri ülke Türkiye’dir.” (2007)

SONUÇ:

1860’dan günümüze kadar devam eden ve durmak bilmeyen Ermeni saldırı ve katliamları, “1915 Olayları”na hapsedilemez ve günümüze kadar yaşanan faciaların gerçek sorumluları gizlenemez.

Bütün bu yargı kararları ve tarihi akış gerçekleri açıkça ortaya koymaktadır.  Özellikle de parlamento ve hükumet gibi siyasi kurumlar, kendilerini tarihçilerin ve yargının yerine koyamazlar; çünkü hüküm yargınındır. İki asırdır acımasızca sömürülen Ermenilerin, tarihle yüzleşerek Türk düşmanlığından vazgeçmelerinde, Türklerle eski devirlerdeki gibi dost olmalarında sayılamayacak kadar yarar vardır;  bunun yollarını aranmalıdırlar. Türkler her zaman barışçı niyetlerini göstermişlerdir.

Asılsız Ermeni iddialarını sürekli ve ısrarlı bir şekilde gündemde tutma gayretleri, komşu olan Türk ve Ermeni devletleri arasında olumlu ilişkilerin kurulmasına hiçbir katkı yapmamakta; aksine halklar arasındaki güvensizliği (hatta husumet duygularını) daha da arttırmaktadır. Bundan da en büyük zararı Ermeniler görmektedir.

Federal Almanya Meclisinin Sayın Milletvekili,                                                                                                                    Uygarlığın temsilcisi olduğunu düşünen sizleri, “Yargıya ait bir konuda, biz siyasiler karar veremeyiz” diyerek, asılsız Ermeni iddialarını reddetmeye çağırıyoruz. Şimdiden anlayışınıza teşekkür ederiz.

BİRLİKTE TÜRK MİLLETİYİZ HAREKETİ   [632 Akademisyen ve aydın adına]