19 Mayıs 2016

 Pek Muhterem Hanımefendiler, Beyefendiler,

Asılsız Ermeni iddialarının Federal Parlamentoda görüşülmesi için çalışmaların başlatıldığını öğrenmiş bulunuyoruz. Uluslararası hukuk, insan hakları, barış, istikrar ve güvenlik açısından bazı bilgileri dikkatlerinize sunmayı görev biliyoruz.  Bu konuda gerçeği, ama sadece gerçeği bilmek; adalete, egemenliklere, demokrasi ve özgürlüklere saygılı olmak isteyen herkese seslenmek istiyoruz.

Ermeni Meselesi Ne Zaman Başlamıştır, Gerçeği Nedir?

Ermenilerle Türklerin irtibatı 11. YY’da başlamış ve iki halk 19. YY sonuna kadar sulh ve sükûn içinde yaşamıştır. Ermeni sorunu, 1774 Küçük Kaynarca ve 1878 Berlin Antlaşmalarındaki, Osmanlı Devletinin içişlerine karışılmasına fırsat veren “Rusya, Fransa, İngiltere ve Almanya, Ortodoks Ermenilerin koruyucusu olacak ve bu konuda Osmanlı reformlar yapacaktır” madde ile başlamıştır. Adı geçen bu devletlerin “Size Anadolu’da devlet kurduracağız vaadiyle” aldattığı Ermeniler teşkilatlanmaya başlamışlardır. Nitekim bu tarihten sonra Ermeniler tarafından; 1885’de Ramgarvar, 1886 yılında Hınçak ve 1890 yılında Taşnaksutyun [Şu anda Ermenistan’ı yöneten parti] silahlı isyan komiteleri kurulmuştur. Bu komitelerin nizamnamelerinde, “Doğu Anadolu’da Bağımsız Ermeni Devleti” kurulacağı, bunun için isyanlar çıkarılacağı ve terör yapılacağı gibi hususlar açıkça yer almaktadır.

Ermeni Yazar M. Varantyan, “Taşnaksutyun Tarihi” isimli kitabında, Ermeni komitelerinin siyasi programından şu ifadeleri aktarmaktadır; “örgütün hedefi isyan çıkarmak ve bu isyanın sonunda Bulgaristan’da, Lübnan’da olduğu gibi bir bağımsızlık veya özgürlük elde etmekti”. Komitenin sloganı “Türkü, Kürdü, nerede ve hangi şartlarda görürsen öldür. Gericileri, sözünden dönenleri, Ermeni hafiyelerini, hainleri öldür, intikam al” idi.

Bu bakımdan Ermeni sorununu, tarih boyunca Ermenileri aldatarak dün Osmanlı’ya, bugün de Cumhuriyet Türkiye’sine karşı kullananlar yaratmıştır, bugün de sürdürmektedirler.

Birinci Dünya Savaşında Kanlı İhanet ve Etnik Temizlik

Emperyalizmin desteğinde 1860’ta başlayan ve 1914 Birinci Dünya Savaşına kadar süren Ermeni silahlı isyanları, savaşta, öncesi ve sonrasında [Rusya, Fransa ve İngiltere’nin desteğiyle] yaygın katliama dönüşmüştür. Yine Ermeni isyancıların düşman cephesinde yer alarak, kendi devletleri olan Osmanlı ordularıyla savaşmaları; askerî depoları, ikmal kollarını basmaları ve telgraf hatlarını kesmeleri ağır zararlar veriyordu. Hatta bu yüzden Osmanlı Türk Devletinin 6. ordusu savaşamayacak duruma düşmüştür.  Yaygın sivil katliamları ve korumasız kalan Türk halkının korkutularak ülkenin batısına göç etmek zorunda bırakılmaları; [sayıları 1,5 milyonu bulmaktadır] aynı zamanda, azınlıktaki Ermeni nüfusunu çoğunluğa çıkarmayı amaçlayan etnik temizlikti. Bu hususu, Rus tarihçi İrandust’un “Kemalist Devrimin İtici Güçleri” adlı eserinde aşağıdaki sözlerle ifade edilmektedir: “Fransızların oluşturduğu Taşnak’lardan müteşekkil jandarma birlikleri Türk nüfusa karşı kitlesel cinayetlere giriştiler. ….. Ermeni çeteleri sırayla köylerin bütün halkını kılıçtan geçirdi. Türk nüfusunun fiziksel olarak ortadan kaldırılması programı tamamen bilinçli şekilde işgalcilerin yönetiminde yürütüldü”

İşte Osmanlı Türk Devleti, bu silahlı Ermeni çeteleri ile potansiyel olarak bunlara katılacağı düşünülenleri savaş sahasından alıp, kendi toprağı Suriye ve Lübnan’a yerleştirmiştir. Devlet bunun için, savaş hukukuna göre meşru bir güvenlik hakkı olan “Sevk ve İskân” kararnamesi çıkarmış ve tahminen 600 bin kişi göç ettirilmiştir. Göç sırasında büyük acılar yaşanmış, çoğunluğu o günlerin zorlu bulaşıcı hastalıklardan ve soğuktan ölenlerle, intikam ve eşkıya saldırılarında ölenlerin toplam sayısı 48 bin olarak tespit edilmiştir.

Ermeni Tarafı Anlaşmaları Tanımıyor, Teröre Yeniden Başlıyor                                                                                             Savaşın 1918’de sona ermesi ve Osmanlının teslim olmasını fırsat bilen Ermeni çeteleri, göç bölgelerinden gelerek, eskisinden daha yaygın ve daha büyük boyutlarda kitle katliamlarını başlatmış ve bu saldırılar 1920’ye kadar sürdürmüştür. Ermeni birliklerinin Kazım Karabekir komutasındaki Kolorduyla yaptığı savaşı kaybetmesi üzerine, 1920 Gümrü ve Moskova, 1921 Kars ve nihayet 1923 Lozan Antlaşmalarıyla bugünkü sınırlar çizilmiş ve barış yapılmıştır.

Bu dönemin özeti şöyle yapılabilir: 1860-1920 arasındaki 60 yıl boyunca, emperyalistlerin “iki deniz arasında devlet kurduracağız” vaadiyle aldattığı Ermeniler, “Osmanlı topraklarında devlet kurmak” hayaliyle hep saldıran, Türkler ise, hep vatanlarını savunan taraf olmuştur. Daha da trajik ifadesiyle, haksız saldırganla, haklı mağdurun hikâyesidir. Ermeni meselesinin gerçeği de bundan ibarettir.

Anlaşmaları Tanımayan Ermeniler Teröre Başlıyor

1923 Lozan Antlaşmasıyla uluslararası temelde sağlanan barış 50 yıl sürdü. 1973 yılında yeni bir terör örgütü ortaya çıktı, adı; Adı Ermenistan’ın Kurtuluşu için Ermeni Gizli Ordusu anlamına gelen ASALA idi. ASALA, 1973- 1985 arasında, dış görevlerdeki 45’den fazla Türk diplomat ve memurunu katletti. Ermenistan ise, 1988-1995 döneminde Azerbaycan topraklarının %20’sini işgal etti, etnik temizlik için Hocalı’da, bir gece baskınıyla masum 613 kadın, çocuk, yaşlıyı hunharca katletti, 1 milyondan fazla Azerbaycan Türk’ü sürgün/kaçkın oldu. Dünya bu vahşi işgal, katliam ve etnik temizliği 22 yıldır seyretmektedir. Hatta Osmanlı’yı parçalamak üzere Ermeni çetelerini kullanan Rusya, Fransa, İngiltere’ye ABD de katılarak, insanlığa ve uluslararası hukuka karşı işlenen bu cinayetlerin destekçisi ve koruyucusu oldu.